TYT ve AYT Ne Demek? Bir Genç Yetişkinin Eleştirisi
Eğitim Sistemi ve Sınav Gerçeği
Bu ülkenin gençleri olarak hepimizin bir ortak deneyimi var: TYT ve AYT. “Yükseköğretim Kurumları Sınavı” (YKS) ve öncesindeki TYT ile hayatımıza sürekli müdahale eden bu sınav sistemi, çoğumuzun belki de en korkulu rüyası haline geldi. Bu iki sınav, adeta her şeyin ölçüldüğü ve her şeyin anlam kazandığı bir dönüm noktası. Ve evet, kabul edelim ki, hayatımızda “bu kadar önemli” bir sınav olmasına rağmen, bu sınavın işlevini sorgulamak da gerek. TYT ve AYT, akademik başarıyı ölçmek adına mı var, yoksa sadece sınavı geçebilmek için birer engel mi? İşte bu yazıda, bu iki sınavın güçlü ve zayıf yönlerini ele alarak, sorgulayan bir bakış açısı sunacağım.
TYT ve AYT’nin Güçlü Yönleri
İlk olarak, her şeyin kötü olmadığını kabul etmek lazım. Evet, sınav sistemi gerçekten karmaşık ve bazen neredeyse bir “kaçış odası”na dönüşse de, bir noktada bu sistemin bazı olumlu tarafları var. Özellikle TYT, öğrencilere farklı alanlardan sorularla genel bir bilgi testine tabi tutuyor. Matematikten Türkçeye, kimyadan tarih dersine kadar geniş bir yelpazede bilgi gerektiriyor. Bu, aslında öğrencilerin “genel kültür” anlamında kendilerini geliştirmeleri için fırsat yaratabilir. Ama ne yazık ki bu fırsat, çoğu zaman sadece ezberden ibaret kalıyor. İşin kötü tarafı bu.
Ve tabii AYT, konuyu derinlemesine öğrenmek isteyenler için belirli alanlara özgü sorular soruyor. Yani bir alanda uzmanlaşmak isteyen bir öğrenci, sınavda bu alanla ilgili soruları daha rahat çözebiliyor. İdealde, bu sistem öğrencilerin potansiyellerini keşfetmeleri için bir fırsat sunuyor. Ancak genellikle sistemin sunduğu fırsatlar yerine, bu fırsatların baskı haline dönüştüğünü söylemek daha doğru olacaktır.
Ama burada asıl soru şu: Bu sınavlar gerçekten öğrencilerin bilgilerini ölçüyor mu, yoksa onları sadece bir şablona sıkıştırıp gereksiz bir baskı altına mı alıyor?
TYT ve AYT’nin Zayıf Yönleri
Şimdi gelelim, bu sınavların bizi nereye götürdüğünü sorgulamaya. Genç bir yetişkin olarak, bu sınavların ne kadar zorlayıcı ve sınırlayıcı olduğunu çok net hissediyorum. Aslında bir sınavda, bir insanın potansiyelini tam anlamıyla ölçmek ne kadar mümkün? Özellikle de sadece birkaç saatlik bir sınavla.
Beni en çok rahatsız eden şey, bu sınavların öğrencileri dar bir bakış açısına hapsetmesi. Şöyle ki: TYT ve AYT’ye odaklanmış bir öğrenci, genel kültürünü geliştirmek, yeni şeyler öğrenmek, yaratıcı düşünmek gibi doğal becerilerinden feragat etmek zorunda kalıyor. Çünkü ne kadar bilgi sahibi olduğunuz değil, o anki sınavda ne kadar hızlı ve doğru yanıt verdiğiniz önemli oluyor. Sonuç olarak, her şeyi bir kenara bırakıp sınav için ezberlemeye başlıyoruz. Peki ya hayal gücümüz? Peki ya özgün düşüncelerimiz?
Bir başka can alıcı konu ise, sınavın toplumsal eşitsizlikleri körüklemesi. Ekonomik durumu iyi olan bir aileden gelen öğrencinin, sınav için özel ders alması, eğitim materyallerine kolay erişimi, sınav sürecinde psikolojik destek alması çok daha olası. Diğer taraftan, düşük gelirli ailelerden gelen öğrenciler ise, çoğunlukla yalnızca okulda aldıkları eğitimle sınırlı kalıyorlar. Bu durum, aslında eğitimde fırsat eşitsizliğini pekiştiren bir faktör haline geliyor. Yani, TYT ve AYT sadece bir bilgi testi olmaktan öte, toplumsal eşitsizliklerin göstergesi haline geliyor.
Bu noktada tekrar soralım: Bu sınavlar, gerçekten eşit fırsatlar sunuyor mu? Yoksa toplumun farklı kesimlerini birbirinden daha da uzaklaştıran bir araç mı?
Bu Sınavların Sadece Birer “Hedef” Olması
En başta şunu net olarak söyleyebilirim: Bu sınavlar, gençlerin hayatında büyük bir hedef haline gelmiş durumda. Birçok öğrenci, bu sınavları geçmeyi hayatlarının tek amacı olarak belirliyor. Ama sormam gereken bir soru var: Gerçekten hedef bu olmalı mı? Hayat sadece bir sınavın sonucundan ibaret mi? Örneğin, sınavın zor geçmesi nedeniyle büyük bir stres yaşayan bir öğrenci, belki de asıl hayalini kurduğu alanda yetenekli olduğu hâlde, o alanla ilgili bir kariyer seçmek yerine yalnızca “puana” odaklanıyor. Bu sistem, ne yazık ki bireyleri sadece birer sınav sonuçlarına indirgemeye itiyor.
Burada belki de en önemli noktalardan biri, sınavın sonunda “geçti” ya da “kaldı” gibi keskin bir karar verilmesi. Ama hayat bir sınav kadar keskin değil, değil mi? Başarı ya da başarısızlık, çok daha karmaşık bir yapıya sahip. Ancak TYT ve AYT, bu karmaşıklığı tamamen göz ardı edip tek bir “doğru” ve “yanlış” çerçevesinde başarıyı tanımlıyor.
Son olarak, bu sınavlar gerçekten bir “ölçüt” mü, yoksa sadece gençleri hayatlarının en stresli dönemine sokan bir zorunluluk mu?
Sonuç: Evet, Her Şeyin Bir Sınavı Var
Özetle, TYT ve AYT, hem güçlü hem de zayıf yönleriyle bizlere pek çok ders veriyor. Güçlü yönleri, birer bilgi testi olarak işlev görmesi ve öğrencilere genel kültür kazandırma potansiyelini taşımasıdır. Ancak zayıf yönleri, bu sınavların baskıcı bir yapıya dönüşmesi, eşitsizlik yaratması ve bireyleri sadece sınav sonuçlarına indirgemesidir. Sınavların, öğrencilerin potansiyelini gerçek anlamda yansıtmadığını, sadece birkaç saatlik bir testle “başarı” ya da “başarısızlık” kararları vermenin ne kadar yanıltıcı olduğunu anlamamız gerekiyor.
Ve biz gençler olarak, bu sınavın dışındaki dünyayı ne kadar fark edebiliyoruz? Gerçek başarı, gerçekten sadece bir sınavın sonucunda mı ölçülmeli?