Selanik Askeri Rüştiyesi Hangi Okul Türüdür? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Değerlendirme
Selanik Askeri Rüştiyesi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli bir eğitim kurumu olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu okul türünün tarihsel ve toplumsal bağlamdaki yeri nedir? Bugün, Selanik Askeri Rüştiyesi’nin eğitim anlayışını ve bu okulun farklı toplumsal gruplar üzerindeki etkisini inceleyeceğiz. Eğitim, sadece bilgi aktarımından ibaret değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı şekillendiren bir araçtır. Bu yazıda, okul türünün toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından ne gibi etkileri olduğunu tartışacağım. Her ne kadar Selanik Askeri Rüştiyesi, tarihi bir okul olsa da, onun temsil ettiği değerler ve eğitim anlayışının bugün hala sosyal hayatımızı nasıl şekillendirdiğini görmemiz mümkün.
Selanik Askeri Rüştiyesi Nedir?
Selanik Askeri Rüştiyesi, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu tarafından kurulan bir eğitim kurumuydu ve özellikle askeri alanlarda eğitim veren bir okul olarak biliniyordu. Rüştiye, Osmanlı’daki ilk modern okullardan biriydi ve çoğunlukla askeri ve idari alanlarda görev alacak kişiler yetiştiriyordu. Yani, bu okul bir yandan askeri disiplinle öğrencilere eğitim verirken, diğer yandan toplumsal sınıf ayrımlarının şekillendiği bir alandı.
Bu okul, dönemin yönetici sınıfı tarafından eğitimli ve eğitimli olmayan arasındaki farkı pekiştiren bir yapıya sahipti. Eğitim, genellikle erkek öğrenciler için tasarlanmıştı, dolayısıyla kadınların ve farklı toplumsal grupların yer almadığı bir yerdi. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramlar, bu okulun geçmişine dair konuşurken göz önünde bulundurulması gereken çok önemli faktörler.
Toplumsal Cinsiyet: Bir Kadın Bakış Açısı
Selanik Askeri Rüştiyesi’nin tarihsel yapısı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadının eğitimdeki yerinin daraltıldığı bir dönemi yansıtıyor. Kadınlar, özellikle Osmanlı’nın askeri ve idari okullarında hiç yer bulamıyorlardı. Bugün İstanbul’da toplu taşımada gördüğüm bir sahne aklıma geliyor; genç bir kadın, telefonunda ders çalışıyor, hatta bir grup erkek öğrenci ona bakıp alaycı bir şekilde gülüyor. Bu tür durumlar, hala toplumda eğitimde cinsiyet eşitsizliğinin ve toplumsal normların nasıl devam ettiğini gözler önüne seriyor. Selanik Askeri Rüştiyesi gibi okullar, kadınların toplumda belirli bir alanda varlık gösteremediği, eşit fırsatlar sunulmayan eğitim sistemlerinin ürünleriydi.
O dönemin askeri okulları, kadınları dışlayan, erkeklerin dominant olduğu eğitim yapılarıydı. Kadınların askeri ve yönetimsel alanlarda yer alması neredeyse imkansızdı. Günümüzde kadınların bu alanlarda daha fazla yer bulduğu bir gerçek olsa da, hala ciddi eşitsizlikler söz konusu. Eğitimdeki cinsiyetçilik, özellikle sosyal medya platformlarında, okulda ya da işyerlerinde karşılaşılan “kadın yapamaz” gibi klişelere kadar uzanıyor. Bu yazıyı okuyan her kadının belki de “Evet, hala bu düşüncelerle mücadele ediyorum” dediğini duyar gibi oluyorum.
Toplumsal Cinsiyetin Eğitimdeki Yeri
Selanik Askeri Rüştiyesi’ndeki eğitim anlayışının, dönemin toplumsal cinsiyet normlarına ve askeri disiplinine nasıl hizmet ettiğini düşündüğümde, hala bazı şeylerin değişmediğini görüyorum. İstanbul’un sokaklarında yürürken, kadınların eğitimdeki eşitsizliğiyle karşılaşıyorum. Genç bir kadın arkadaşım, mühendislik bölümüne başlamak için büyük bir mücadele verdi, çünkü “kadın mühendis” olma fikri, toplumda hala geleneksel düşüncelerle bağdaştırılmıyor. Selanik Askeri Rüştiyesi’ne dönüp bakıldığında, aslında bu tür eğitim kurumlarının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren yapılar olduğu söylenebilir.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
Selanik Askeri Rüştiyesi gibi kurumların, toplumsal çeşitliliği ne kadar kucaklayıp kucaklamadığını tartışmak da önemli bir noktadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, toplumun büyük bir kısmı eğitimden yoksundu. Askeri rüştiyeler gibi okullar, genellikle yalnızca belirli bir sınıfın çocuklarına, yani daha zengin ve üst sınıflardan gelen bireylere açıktı. Eğitim, halkın büyük kısmı için ulaşılabilir değildi. Bugün hâlâ bu eşitsizlikleri gözlemliyoruz. Özellikle İstanbul’daki çeşitli mahallelerde yaşayan çocuklar, okulda fırsat eşitsizliğiyle mücadele ediyorlar. Bu da aslında bir çeşit sosyal adalet eksikliğini işaret ediyor.
Bugün sosyal adaletin nasıl sağlanabileceğini tartışırken, geçmişin eğitim sistemlerinin toplumda nasıl derin izler bıraktığını da göz ardı etmemek gerekir. Selanik Askeri Rüştiyesi gibi okullar, aslında çoğunlukla erkek çocuklarına yönelik eğitim fırsatları sunarken, kadınların ve alt sınıfların dışlanmasını sürdürdü. O dönemdeki sosyal adaletsizlik, zamanla bugünlere de yansıdı. Örneğin, İstanbul’un bazı bölgelerinde hâlâ çocukların eğitim hakkı, ailelerinin gelir seviyelerine ve cinsiyetlerine göre belirleniyor. Sosyal adaletin sağlanması için daha geniş çaplı bir eğitim reformuna ihtiyaç olduğu açık.
Günümüz Eğitim Sisteminde Ne Değişti?
Selanik Askeri Rüştiyesi ve benzeri okulların eğitim anlayışı, zamanla değişmiş olabilir, ancak günümüz eğitim sisteminde hâlâ bazı yapısal sorunlar var. Eğitimde eşitlik, çeşitlilik ve sosyal adalet hâlâ tam anlamıyla sağlanabilmiş değil. Kadınların daha fazla fırsata sahip olduğu, ama yine de erkek egemen normların hâlâ güçlü olduğu bir sistemde yaşıyoruz. Sokakta gördüğüm her günkü yüzler, her okulda karşılaştığım farklı öğrenci profilleri, bu konuda daha fazla çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Her çocuk, eğitimde eşit fırsatlara sahip olmalı. Fakat ne yazık ki, bu hak hala birçok çocuk için hayal gibi kalabiliyor.
Sonuç: Eğitimde Eşitlik İçin Mücadele
Selanik Askeri Rüştiyesi’nin geçmişteki rolü, sadece o dönemin askeri elitini yetiştirmekle kalmadı, aynı zamanda toplumun toplumsal cinsiyet ve sınıf yapısını pekiştiren bir alan oldu. Bu okul türü, erkek egemen bir yapıyı yansıtırken, bugün hala eğitimdeki eşitsizlikleri ve çeşitliliği nasıl ele alacağımızı sorgulamamıza sebep oluyor. Eğitimin her birey için eşit, adil ve erişilebilir olması gerektiği gerçeği, hâlâ tüm toplumu kapsayacak bir dönüşüm gerektiriyor. Bu yazıyı okuduktan sonra, belki de siz de “Evet, ben de eğitimde eşitlik için nasıl bir adım atabilirim?” diye düşünmeye başlayacaksınız. Eğitim, sadece sınıflarda değil, sokaklarda, işyerlerinde, tüm toplumsal yapıda değişim yaratacak bir güce sahiptir.